Susmak çoğu zaman yanlış anlaşılır.
İnsan sustuğunda, çevresi bunu sakinlik, soğukkanlılık ya da kontrol olarak okuyabilir.
Oysa klinikte gördüğümüz tablo çok daha farklıdır:
Suskunluk çoğu zaman bir gücün değil, yorgunluğun sonucudur.
İnsan durup dururken susmaz.
Suskunluk genellikle biriken deneyimlerin, üst üste gelen hayal kırıklıklarının ve karşılık bulmayan anlatıların sonucudur.
Kişi başta anlatır, açıklar, kendini ifade etmeye çalışır.
Ama anlattığı şeyler duyulmadığında, ciddiye alınmadığında ya da sürekli yanlış anlaşıldığında, konuşmak giderek daha fazla enerji isteyen bir hâle gelir.
Bir noktadan sonra insan, söyleyecek sözü olmadığı için değil, söylediklerinin bir karşılığı olmadığına inandığı içinsusar.
Bu suskunluk çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir.
Daha çok zihnin ve duygusal sistemin verdiği bir sinyaldir:
“Burada kendimi ifade etmek güvenli değil.”
Kişi kavga etmekten değil, anlatmanın sonuçsuzluğundan yorulmuştur.
Her konuşmanın yeni bir tartışmaya, her açıklamanın yeni bir savunmaya dönüşmesi, insanı sessizliğe iter.
Sessizlik burada huzur değil, geri çekilme anlamına gelir.
En çok da ilişkilerde ortaya çıkar bu durum.
Kişi karşısındakiyle bağ kurmak isterken, zamanla kelimeler yerini suskunluğa bırakır.
Çünkü insan, defalarca aynı duyguyu taşıyıp aynı noktada anlaşılmadığında, kendini korumak için mesafe koyar.
Bu mesafe dışarıdan sakinlik gibi görünse de, içeride biriken yorgunluk ve kopuş hissi giderek derinleşir.
🧠 Psikolojik Olarak Suskunluk Ne Anlatır?
Suskunluk çoğu zaman sanıldığı gibi sakinlik ya da soğukkanlılık değildir.
Psikolojik olarak susmak, genellikle kişinin kendini ifade etmekten yorulduğunu gösterir.
Anlatmanın işe yaramadığını düşünen insan, konuşmayı bırakır.
Bu bir güç gösterisi değil, bir geri çekilme hâlidir.
Kişi duygularını dile getirdiğinde yeterince duyulmadığını, anlaşılmadığını ya da ciddiye alınmadığını deneyimledikçe, konuşmak giderek daha zahmetli bir şeye dönüşür.
Her cümle açıklama ister, her duygu savunma gerektirir.
Bir noktadan sonra insan şunu hisseder:
“Ne söylersem söyleyeyim değişmiyor.”
Bu noktada suskunluk devreye girer.
Çünkü susmak, yeni bir hayal kırıklığı yaşamaktan daha güvenli görünür.
Beyin için bu bir korunma yoludur.
Konuşmak riskli, susmak daha az can yakıcıdır.
Zamanla kişi sadece bazı konularda değil, genel olarak daha az paylaşmaya başlar.
Duygular içerde kalır, ihtiyaçlar söylenmez, sınırlar sessizce aşılır.
Dışarıdan bakıldığında sorun yok gibidir; içeride ise biriken bir yorgunluk vardır.
Psikolojik olarak suskunluk şunu anlatır:
“Benim duygularım burada karşılık bulmuyor.”
Ve insan, karşılık bulmadığı yerde sesini değil, mesafesini büyütür.
🧩 Suskunluk Döngüsünden Çıkmak
✔️ Ne Yapmalı?
- Suskunluğu kişilik özelliği gibi görmemek.
“Ben böyleyim” demeden önce şunu sormak gerekir:
Ben gerçekten böyle miyim, yoksa çok mu yoruldum? - Nerede sustuğunu fark etmek.
Her yerde değil, genellikle belirli ilişkilerde susulur.
Bu fark, sorunun “sen” değil, ilişkinin dinamiği olabileceğini gösterir. - Duygunun kendisini netleştirmek.
Konuşmadan önce şunu bilmek gerekir:
Ben ne hissediyorum ve neye ihtiyacım var?
Netleşmeyen duygu, anlatılırken de dağılır. - Herkese her şeyi anlatmak zorunda olmadığını kabul etmek.
Güvenli olmayan yerde susmak bazen sağlıklıdır.
Ama bu bir tercih mi, yoksa mecburiyet mi — bunu ayırt etmek gerekir. - Küçük ve net cümlelerle başlamak.
Her şeyi anlatmak zorunda değilsin.
Bazen “Bu beni yordu” demek yeterlidir. - Gerekirse destek almak.
Uzun süredir susuyorsan, bu bir sinyaldir.
Terapi, sesi yeniden güvenle kullanmayı öğretir.
❌ Ne Yapmamalı?
- Suskunluğu güç sanmamak.
Sürekli susmak çoğu zaman dayanıklılık değil, tükenmişliktir. - Duyguları bastırarak çözüldüğünü düşünmemek.
Bastırılan duygu kaybolmaz; ertelenir ve başka yerden çıkar. - Sürekli susmak zorunda kaldığın ilişkileri normalleştirmemek.
Bir ilişkide hep sen susuyorsan, orada bir denge sorunu vardır. - Kendini “fazla”, “abartılı” ya da “zor” ilan etmemek.
Anlaşılmamak, duygunun yanlış olduğu anlamına gelmez. - Her şey düzelmiş gibi davranmamak.
Sessizlik huzur gibi görünebilir ama içeride birikiyorsa, bu geçicidir.
🔎 Küçük Bir Kontrol Sorusu
Eğer şu cümleler sana tanıdık geliyorsa, suskunluk artık bir işarettir:
- “Anlatsam da değişmiyor.”
- “Uğraşmak istemiyorum.”
- “Boş ver, değmez.”
- “Zaten anlamaz.”
Bu noktada mesele konuşmak değil;
konuşmanın neden artık güvenli hissettirmediğini anlamaktır.
🧱 Sessizlik Neyi Korur, Neyi Yıkar?
Sessizlik her zaman zararlı değildir.
Bazen gerçekten koruyucudur, bazen ise yavaş yavaş yıkıcı hale gelir.
Buradaki fark, sessizliğin bir tercih mi yoksa bir mecburiyet mi olduğunda ortaya çıkar.
✔️ Sessizlik Neyi Korur?
- Kişiyi anlık çatışmadan korur.
Tartışmanın kontrolden çıktığı, karşı tarafın savunmaya geçtiği anlarda susmak, durumu daha fazla germemek için geçici bir koruma sağlar. - Duygusal taşmayı engelleyebilir.
Çok yoğun öfke, kırgınlık ya da hayal kırıklığı varken susmak, sonradan pişman olunacak sözlerin önüne geçebilir. - Kişinin kendini toparlamasına alan açar.
Bazen konuşmadan önce durmak, duyguyu düzenlemek ve ne söyleyeceğini netleştirmek için gereklidir. - Güvenli olmayan ortamda kendini korumayı sağlar.
Her ortam, her ilişki duygusal açıklık için uygun değildir.
Sessizlik burada bilinçli bir sınır olabilir.
Bu durumlarda sessizlik bir kaçış değil, bilinçli bir ara verme işlevi görür.
❌ Sessizlik Neyi Yıkar?
- İlişkideki bağı yavaş yavaş zayıflatır.
Konuşulmayan her duygu, bağın içinden bir parça koparır.
Sessizlik uzadıkça yakınlık azalır. - Kişinin kendi duygusuyla bağını bozar.
Sürekli susan kişi, bir süre sonra ne hissettiğini de net söyleyemez hale gelir.
Duygular belirsizleşir, karmaşıklaşır. - Anlaşılma ihtimalini ortadan kaldırır.
Konuşulmayan şey, karşı taraf için yok gibidir.
Sessizlik çoğu zaman “idare ediyorum” gibi algılanır. - İçsel kırgınlığı büyütür.
Dışarıda sakinlik varken içeride biriken öfke ve kırgınlık zamanla daha sert tepkilere dönüşebilir. - İlişkide tek taraflı bir yük yaratır.
Hep susan taraf, hep idare eden, hep tolere eden olur.
Bu da dengenin bozulmasına yol açar.
Bu noktada sessizlik artık koruyucu değil, yıpratıcıdır.
🔍 Ayırt Edici Soru
Sessizliğin hangi tarafta durduğunu anlamak için şu soru çok belirleyicidir:
“Ben şu an susmayı mı seçiyorum, yoksa konuşmanın bir anlamı olmadığına mı inanıyorum?”
Eğer cevap ikinciyse,
orada sessizlik bir güç değil, yorulmuş bir vazgeçiştir.
Tamam.
Bu başlığı net, okunaklı, alarm kriterlerini açıkça gösteren bir şekilde yazıyorum. Abartı yok, laf kalabalığı yok.
🚨 Suskunluk Ne Zaman Alarmdır?
Suskunluk her zaman sorun değildir.
Ama bazı durumlarda artık bir uyum biçimi değil, psikolojik bir alarm sinyali haline gelir.
Bu alarm genellikle yüksek sesle çalmaz; sessizce ama ısrarla kendini gösterir.
Aşağıdaki durumlarda suskunluk artık dikkate alınmalıdır:
- Suskunluk geçici değil, kalıcı hale geldiyse.
Kişi sadece belirli anlarda değil, genel olarak daha az konuşuyor, daha az paylaşıyor ve daha az temas ediyorsa bu bir işarettir. - Konuşma isteği değil, konuşma umudu kaybolduysa.
“Şu an konuşmak istemiyorum” ile
“Konuşsam da bir şey değişmez” arasında önemli bir fark vardır.
İkinci cümle alarmdır. - Duygular bedenden çıkmaya başladıysa.
Sürekli yorgunluk, isteksizlik, gerginlik, uyku sorunları, mide ağrıları gibi belirtiler, bastırılan duyguların bedensel yansımaları olabilir. - İlişkilerde mesafe artıyorsa.
Kişi anlatmak yerine geri çekiliyor, bağ kurmak yerine idare etmeyi seçiyorsa; suskunluk artık bağı korumuyor, zayıflatıyordur. - “Boş ver” cümlesi sıklaşmışsa.
Bu ifade çoğu zaman rahatlık değil, vazgeçiş içerir.
Kişi mücadeleyi değil, beklentiyi bırakmıştır. - Kendine yönelik suçlayıcı iç konuşmalar başladıysa.
“Ben zaten anlatamıyorum”,
“Benim duygularım fazla”,
“Sorun bende galiba” gibi düşünceler suskunluğun içe döndüğünü gösterir. - Tepki vermek yerine donma yaşanıyorsa.
Tartışma anında sessizleşmek, konuşamamak, zihnin boşalması sinir sisteminin alarmda olduğuna işaret eder.
Bu noktada suskunluk artık dinlenmek değil, yük taşımaktır.
🔔 Alarm Ne Söyler?
Suskunluk alarm verdiğinde aslında şu mesajı taşır:
“Artık bu şekilde devam edemiyorum.”
Bu mesajı duymak, suskunluğu zorla bozmak değil;
neden sustuğunu anlamak için durmak demektir.
Çünkü suskunluk, genellikle son noktada ortaya çıkar.
Kişi çoktan anlatmış, denemiş, açıklamış ama karşılık bulamamıştır.
Alarm çaldığında çözüm hemen konuşmak değildir.
Çözüm önce şu soruya dürüstçe bakmaktır:
“Ben nerede, ne zamandır ve kimin yanında susuyorum?”
Bu soru cevaplandığında, suskunluğun bir kişilik özelliği değil,
iyileşmek isteyen bir işaret olduğu anlaşılır.
🎯 Suskunluk Bir Mesajdır
Suskunluk çoğu zaman yanlış okunur.
İnsan sustuğunda güçlü olduğu sanılır; oysa çoğu zaman sadece yorulmuştur.
Anlatmanın işe yaramadığını, duygularının karşılık bulmadığını deneyimleyen kişi konuşmayı bırakır.
Bu bir olgunluk hali değil, tekrar tekrar hayal kırıklığına uğramış bir sistemin kendini koruma biçimidir.
Uzun süren sessizlik bağları onarmaz, aşındırır.
Konuşulmayan her duygu, ilişkide küçük bir mesafe yaratır.
Zamanla bu mesafe alışkanlığa dönüşür; kişi hem karşısındakinden hem de kendi duygularından uzaklaşır.
Sessizlik dışarıdan sakin görünür ama içeride biriken şey çoğu zaman kırgınlık ve vazgeçiştir.
Bu yüzden mesele susmak ya da konuşmak değildir.
Mesele, insanın neden artık konuşmayı güvenli bulmadığıdır.
Eğer suskunluk hayatında kalıcı hale geldiyse, bu bir zayıflık değil;
taşıma kapasitesi dolmuş bir ruhun verdiği net bir işarettir.
Uzm. Psk. Burak Akkaya