Depresyon semptomları herkeste farklılıklar gösterse de en sık rastlanan belirtileri haftalar ya da aylarca neredeyse her gün devam eden üzgün, kaygılı ya da “boş” ruh hali, ümitsizlik, karamsarlık olarak sıralanabilir. Depresyon, kişilerde çoğunlukla suçluluk, değersiz hissetme, çaresizlik gibi duyguları da beraberinde getirir.
Depresyondaki kişiler normalde severek yaptıkları aktivitelerden zevk alamadıklarını, giyinmek, yemek yemek gibi günlük ve zorunlu ihtiyaçlarını gidermek için bile kendilerinde güç bulamadıklarını ifade ederler. Çoğunlukla aile ve yakınlar da kişideki bu değişimi fark ederler ama nasıl yardım edeceklerini bilemezler.
Özellikle majör depresyonda hiçbir tedavi uygulanmaması ciddi problemlere neden olabilir. Tedavi edilmeyen depresyon alkol, uyuşturucu bağımlılığı gibi yaşamı tehdit edebilecek durumlara yol açabilir. Kişilerin çevreleriyle olan ilişkilerini zayıflatmaktadır.
Majör depresyon olarak da bilinen klinik depresyon kişilerin beden, düşünce ve duygu durumunu bütünleşik olarak etkileyen ciddi bir rahatsızlıktır. Depresyondaki bireyler için içinde bulundukları durumdan bir anda çıkabilmek mümkün değildir.
Siklotimi rahatsızlığının en belirgin özelliği ruhsal durumun kronik olarak mutlulukla mutsuzluk arasında değişmesidir. Kısaca bipolar bozukluğun “küçük kardeşi” olduğunu söyleyebiliriz. Siklotimik bozukluk, en az iki yıl süreyle hipomani ve major depresyonu karşılamayan nöbetler halinde gidiş gösteren bir rahatsızlıktır. Yaşam boyu yaygınlığı %1 dolayındadır.
Anormal vücut ağırlığı ile tanımlanan ve hayati tehlikeye sahip bir yeme bozukluğu olan anoreksiya nervoza, psikolojik bir hastalıktır. İnce kalmak konusunda aşırı takıntıya sahip olan kişilerde görülen hastalığa sahip olan kişiler normal kilolarının çok altındadır.
Bağımlı kişilikler yalnız karar veremeyen, kendi başlarına girişimlerde bulunamayan, eyleme geçemeyen ve sorumluluk alamayan kişilerdir. Bu kişiler yalnız karar vermekte aşırı derecede zorluk çekerler. Boyun eğicidirler ve yaşamlarını anlamlandırma ve yönlendirmede başkalarına bel bağlarlar. İsteyici ve alıcıdırlar; ama vermeyi bilmezler. Örneğin, iş aramaları gerekiyorsa, bunu aile üyelerinden bekler; fakat evdeki ufak işlere katkıda bulunmak işine gelmez. Sanki başkaları ona borçluymuş gibi davranır. Bu tutum ve davranışlar küçük bir çocuğun davranışlarını anımsatır.