Bazen hayatta ne kadar yol alırsak alalım, bir bakış, bir cümle ya da bir sessizlik bizi geçmişin karanlık bir köşesine ışık hızında geri götürebilir. İçimizde, çok derinlerde, çocukluğumuzdan kalma bir parça, hala orada bir yerlerde bizimle yaşamaya devam eder. Bu parça, zaman zaman kendini hatırlatır: Belki bir ilişkide aşırı tepki veririz, belki basit bir eleştiride derin bir yetersizlik duygusuna kapılırız ya da yalnız kaldığımızda içimizde büyük bir korku uyanır. Tüm bunlar büyümeyen, büyüyemeyen ama hala sevilmek, anlaşılmak ve güvende olmak isteyen bir çocuğun sessiz çığlıklarıdır.
İçimizdeki bu yaralı çocuk, sadece psikolojik bir metafor değil; aslında hayatımızı yöneten, kararlarımızı etkileyen ve duygularımızı şekillendiren bir içsel parçadır. Çocukken alamadığımız sevgiyi hâlâ arıyor olabiliriz, duyulmamış sözlerimizi hâlâ birilerinin duymasını bekliyor olabiliriz. Bu yazıyı sayfanın en altındaki müzikle birlikte okumanı tavsiye ediyorum.
Psikolojik dayanıklılık, hayatın getirdiği zorlayıcı durumlarla başa çıkabilme, ayakta kalabilme ve devam edebilme gücü diyebiliriz. Herkesin inişli çıkışlı anları olur ve böyle zamanlarda güçlü kalmak bazen zor olabilir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ise işte tam burada devreye giriyor. BDT, olaylara verdiğimiz tepkileri yeniden şekillendirerek düşünce yapımızı daha olumlu ve esnek hale getirmemize yardımcı oluyor.