İkincil yaralanma, kişinin yaşadığı zor bir olayı paylaştıktan sonra beklediği anlayışı görememesiyle ortaya çıkan ek bir incinme halidir. İnsan zaten duygusal olarak etkilendiği bir deneyimi anlatırken doğal olarak anlaşılmayı, destek görmeyi ve duygusunun ciddiye alınmasını ister. Bu paylaşım çoğu zaman bir “iyileşme” adımı olarak görülür; kişi duygusunu dışa vurduğunda rahatlayacağını, karşısındaki kişinin en azından basit bir anlayış göstereceğini düşünür. Duygusal açıdan en kırılgan olduğu anda bir başkasına yönelir ve bu yöneliş, içsel olarak “beni duy” beklentisi taşır. Ancak bunun yerine küçümseyen, suçlayan, önemsemeyen ya da konuyu geçiştiren bir tavırla karşılaştığında, yaşadığı ilk acının üzerine yeni bir kırılma eklenir.
Kişi bu noktada sadece yaşadığı olayı değil, aynı zamanda o duyguyu paylaştığı ilişkiyi de sorgulamaya başlar. “Demek ki beni anlamıyor”, “Demek ki duygum önemli değil” gibi düşünceler oluşur ve bu düşünceler olayın kendisinden çok daha yıpratıcı olabilir.
devamını oku
Bazen hayatta ne kadar yol alırsak alalım, bir bakış, bir cümle ya da bir sessizlik bizi geçmişin karanlık bir köşesine ışık hızında geri götürebilir. İçimizde, çok derinlerde, çocukluğumuzdan kalma bir parça, hala orada bir yerlerde bizimle yaşamaya devam eder. Bu parça, zaman zaman kendini hatırlatır: Belki bir ilişkide aşırı tepki veririz, belki basit bir eleştiride derin bir yetersizlik duygusuna kapılırız ya da yalnız kaldığımızda içimizde büyük bir korku uyanır. Tüm bunlar büyümeyen, büyüyemeyen ama hala sevilmek, anlaşılmak ve güvende olmak isteyen bir çocuğun sessiz çığlıklarıdır.
İlişkilerde kendinizi hep aynı döngünün içinde buluyor musunuz? Farklı kişilerle tanışıyorsunuz, belki her seferinde “Bu sefer farklı olacak” diyorsunuz ama sonunda yine aynı kırgınlıklar, aynı tartışmalar ve aynı mutsuzluk… Eğer bu cümleler size tanıdık geliyorsa, merak etmeyin, yalnız değilsiniz. Aslında bu, çoğumuzun farkında olmadan yaptığı bir şey.