Her Şeyi Fazla Düşünen İnsanların Ortak Özelliği

fazla düşünmek psikolojisi
fazla düşünmek psikolojisi

Hiç fark ettin mi, bazı insanlar bir konuşma bittikten sonra bile o konuşmayı zihninde yaşamaya devam eder. Sen de bazen kendini böyle yakalıyor olabilirsin. Bir cümleyi tekrar tekrar düşünürsün, “bunu söylemeseydim daha mı iyi olurdu?” diye aklından geçirirsin. Hatta çoğu zaman olay çoktan bitmiştir ama zihnin hâlâ o sahnenin içinde dolaşır.

Eğer her şeyi fazla düşünen biriysen muhtemelen çevrenden şu cümleyi duymuşsundur:
“Bu kadar düşünme.”
Ama işin ilginç tarafı şu; fazla düşünen insanlar genelde bunu bilinçli olarak yapmaz. Zihin kendi kendine çalışmaya devam eder. Sanki içinde sürekli analiz yapan bir parça vardır ve o parça her ihtimali gözden geçirmek ister.

Dışarıdan bakıldığında bu sadece fazla düşünmek gibi görünür. Oysa çoğu zaman bunun arkasında başka bir şey vardır: Zihin seni korumaya çalışıyordur. Hata yapmamak, yanlış anlaşılmamak ya da kontrolü kaybetmemek için sürekli hesap yapar. Ancak bu koruma çabası zamanla fark etmeden seni zihinsel olarak yormaya başlar.

devamını oku

Anksiyete Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Anksiyete nedir? Bu kavram hayatımızın tam ortasına hızlı bir biçimde girdi. Anksiyete son yıllarda en sık duyduğumuz psikolojik kavramlardan biri haline geldi. Birçok insan günlük hayatta yaşadığı yoğun düşünme, iç sıkıntısı, huzursuzluk ya da sürekli tetikte olma halini “anksiyete” olarak tanımlıyor. Ancak anksiyete yalnızca stresli hissetmekten ibaret değildir. Psikolojik olarak anksiyete, kişinin zihinsel ve bedensel olarak sürekli bir tehdit algısı içinde olmasıyla ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.

Her insan zaman zaman kaygı yaşar. Önemli bir sınavdan önce, yeni bir işe başlarken ya da hayatımızı etkileyen bir karar alırken hissettiğimiz kaygı oldukça doğaldır. Bu tür kaygılar aslında insanın hayatta kalma mekanizmasının bir parçasıdır. Ancak anksiyete, bu kaygının süreklilik kazanması ve kişinin günlük yaşamını zorlaştırmaya başlamasıyla farklı bir boyuta geçer.

Anksiyete yaşayan kişiler çoğu zaman bunun sadece zihinsel bir durum olduğunu düşünür. Oysa anksiyete yalnızca düşüncelerle ilgili değildir; aynı zamanda bedenle de yakından ilişkilidir. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, mide problemleri, kas gerginliği ya da uyku sorunları gibi belirtiler anksiyetenin en sık görülen bedensel yansımalarıdır. Bu nedenle anksiyeteyi anlamak, yalnızca duyguları değil, zihnin ve bedenin birlikte nasıl çalıştığını da anlamayı gerektirir.
devamını oku

Affetmek zorunda değilsin

Affetmek zorunda değilsin.
Bunu baştan söylemek gerekiyor. Çünkü çoğu insan affetmediği için değil, affetmesi gerektiğine inandırıldığı için zorlanıyor. Bir şey yaşanıyor, can yanıyor, sınırlar ihlal ediliyor; ama ardından hemen aynı cümle geliyor: “Affetmezsen yük senin olur.” Oysa bazen asıl yük, affetmeye zorlanmanın kendisidir.

İnsan her yarayı affederek iyileşmez. Bazı deneyimler vardır; önce anlaşılmaya, ciddiye alınmaya, korunmaya ihtiyaç duyar. Canı hâlâ acıyan birinden “büyüklük yapması” beklendiğinde, bu iyileşme değil, erken vazgeçiş olur. Affetmek burada bir erdem olmaktan çıkar, duygunun üzerini örtmenin daha kabul edilebilir bir yoluna dönüşür.

Birçok kişi affetmediği için kendini sert, kindar ya da takılı kalmış sanır.
Oysa çoğu zaman sorun affedememek değil; yaşananın hâlâ bedende ve zihinde karşılığının olmasıdır. İnsan, etkisi bitmemiş bir şeyi bırakamaz. Zihin “geçti” dese bile beden aynı fikirde değilse, affetmek sadece kelimede kalır.
devamını oku

Susuyorsan güçlü değil, yorgunsun

Susmak çoğu zaman yanlış anlaşılır.
İnsan sustuğunda, çevresi bunu sakinlik, soğukkanlılık ya da kontrol olarak okuyabilir.
Oysa klinikte gördüğümüz tablo çok daha farklıdır:
Suskunluk çoğu zaman bir gücün değil, yorgunluğun sonucudur.

İnsan durup dururken susmaz.
Suskunluk genellikle biriken deneyimlerin, üst üste gelen hayal kırıklıklarının ve karşılık bulmayan anlatıların sonucudur.
Kişi başta anlatır, açıklar, kendini ifade etmeye çalışır.
Ama anlattığı şeyler duyulmadığında, ciddiye alınmadığında ya da sürekli yanlış anlaşıldığında, konuşmak giderek daha fazla enerji isteyen bir hâle gelir.
Bir noktadan sonra insan, söyleyecek sözü olmadığı için değil, söylediklerinin bir karşılığı olmadığına inandığı içinsusar.

Bu suskunluk çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir.
Daha çok zihnin ve duygusal sistemin verdiği bir sinyaldir:
“Burada kendimi ifade etmek güvenli değil.”
Kişi kavga etmekten değil, anlatmanın sonuçsuzluğundan yorulmuştur.
devamını oku