İkincil yaralanma, kişinin yaşadığı zor bir olayı paylaştıktan sonra beklediği anlayışı görememesiyle ortaya çıkan ek bir incinme halidir. İnsan zaten duygusal olarak etkilendiği bir deneyimi anlatırken doğal olarak anlaşılmayı, destek görmeyi ve duygusunun ciddiye alınmasını ister. Bu paylaşım çoğu zaman bir “iyileşme” adımı olarak görülür; kişi duygusunu dışa vurduğunda rahatlayacağını, karşısındaki kişinin en azından basit bir anlayış göstereceğini düşünür. Duygusal açıdan en kırılgan olduğu anda bir başkasına yönelir ve bu yöneliş, içsel olarak “beni duy” beklentisi taşır. Ancak bunun yerine küçümseyen, suçlayan, önemsemeyen ya da konuyu geçiştiren bir tavırla karşılaştığında, yaşadığı ilk acının üzerine yeni bir kırılma eklenir.
Kişi bu noktada sadece yaşadığı olayı değil, aynı zamanda o duyguyu paylaştığı ilişkiyi de sorgulamaya başlar. “Demek ki beni anlamıyor”, “Demek ki duygum önemli değil” gibi düşünceler oluşur ve bu düşünceler olayın kendisinden çok daha yıpratıcı olabilir.
devamını oku
Adaptasyon: Organizmanın çevresel koşullara uyum sağlama süreci.
Hayatımızdaki en derin izleri bırakan bağlardan biri çoğu zaman fark etmeden içinde büyüdüğümüz anneyle olan ilişkidir. Daha konuşmayı bilmezken onun gözlerine bakarak kendimizi tanır, onun kucağında güveni öğrenir, ses tonuyla huzuru ya da kaygıyı hissederiz.
Hayatta başarısızlığın, hayallerden vazgeçmenin ya da fırsatları değerlendirememenin sebebini çoğu zaman dış koşullarda ararız. Ekonomik durum, çevre, aile, şanssızlık… Liste uzar gider. Oysa en büyük engel, çoğu zaman aynada gördüğümüz kişidir. İnsan, farkında olmadan kendi önüne set çeker. Bilinçaltındaki korkular, geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler ve derinlere yerleşmiş değersizlik duygusu, hedefe giden yolda görünmez tuzaklar kurar. İşte bu görünmez tuzaklara kendini sabote etmek denir.