Ankara Psikolog: Doğru Psikolog Nasıl Seçilir?

Ankara Psikolog: Doğru Psikolog Nasıl Seçilir?

Psikolojik destek almaya karar vermek birçok insan için önemli bir adımdır. Ancak bu kararı verdikten sonra akla gelen ilk soru genellikle şudur: “Doğru psikoloğu nasıl bulacağım?” Özellikle Ankara gibi büyük bir şehirde psikolog sayısı oldukça fazladır ve bu durum bazen seçim yapmayı zorlaştırabilir.

Bir psikolog seçerken çoğu kişi yalnızca tavsiyelere ya da internet aramalarına bakar. Oysa psikolojik destek sürecinde önemli olan yalnızca bir uzmana ulaşmak değil, aynı zamanda sana uygun olan uzmanı bulabilmektir. Çünkü terapi sürecinin verimli olması büyük ölçüde danışan ile psikolog arasındaki uyuma bağlıdır.

Ankara’da psikolog arayan birçok kişi farklı uzmanlık alanlarıyla karşılaşır: bireysel terapi, çift terapisi, aile terapisi, çocuk psikolojisi gibi. Bu nedenle terapiye başlamadan önce ihtiyacının ne olduğunu anlamak ve buna uygun bir psikolog seçmek oldukça önemlidir.

Peki Ankara’da psikolog ararken nelere dikkat etmelisin? Doğru psikoloğu seçmek için hangi kriterler gerçekten önemlidir?


devamını oku

Her Şeyi Fazla Düşünen İnsanların Ortak Özelliği

fazla düşünmek psikolojisi
fazla düşünmek psikolojisi

Hiç fark ettin mi, bazı insanlar bir konuşma bittikten sonra bile o konuşmayı zihninde yaşamaya devam eder. Sen de bazen kendini böyle yakalıyor olabilirsin. Bir cümleyi tekrar tekrar düşünürsün, “bunu söylemeseydim daha mı iyi olurdu?” diye aklından geçirirsin. Hatta çoğu zaman olay çoktan bitmiştir ama zihnin hâlâ o sahnenin içinde dolaşır.

Eğer her şeyi fazla düşünen biriysen muhtemelen çevrenden şu cümleyi duymuşsundur:
“Bu kadar düşünme.”
Ama işin ilginç tarafı şu; fazla düşünen insanlar genelde bunu bilinçli olarak yapmaz. Zihin kendi kendine çalışmaya devam eder. Sanki içinde sürekli analiz yapan bir parça vardır ve o parça her ihtimali gözden geçirmek ister.

Dışarıdan bakıldığında bu sadece fazla düşünmek gibi görünür. Oysa çoğu zaman bunun arkasında başka bir şey vardır: Zihin seni korumaya çalışıyordur. Hata yapmamak, yanlış anlaşılmamak ya da kontrolü kaybetmemek için sürekli hesap yapar. Ancak bu koruma çabası zamanla fark etmeden seni zihinsel olarak yormaya başlar.

devamını oku

Anksiyete Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Anksiyete nedir? Bu kavram hayatımızın tam ortasına hızlı bir biçimde girdi. Anksiyete son yıllarda en sık duyduğumuz psikolojik kavramlardan biri haline geldi. Birçok insan günlük hayatta yaşadığı yoğun düşünme, iç sıkıntısı, huzursuzluk ya da sürekli tetikte olma halini “anksiyete” olarak tanımlıyor. Ancak anksiyete yalnızca stresli hissetmekten ibaret değildir. Psikolojik olarak anksiyete, kişinin zihinsel ve bedensel olarak sürekli bir tehdit algısı içinde olmasıyla ortaya çıkan karmaşık bir durumdur.

Her insan zaman zaman kaygı yaşar. Önemli bir sınavdan önce, yeni bir işe başlarken ya da hayatımızı etkileyen bir karar alırken hissettiğimiz kaygı oldukça doğaldır. Bu tür kaygılar aslında insanın hayatta kalma mekanizmasının bir parçasıdır. Ancak anksiyete, bu kaygının süreklilik kazanması ve kişinin günlük yaşamını zorlaştırmaya başlamasıyla farklı bir boyuta geçer.

Anksiyete yaşayan kişiler çoğu zaman bunun sadece zihinsel bir durum olduğunu düşünür. Oysa anksiyete yalnızca düşüncelerle ilgili değildir; aynı zamanda bedenle de yakından ilişkilidir. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, mide problemleri, kas gerginliği ya da uyku sorunları gibi belirtiler anksiyetenin en sık görülen bedensel yansımalarıdır. Bu nedenle anksiyeteyi anlamak, yalnızca duyguları değil, zihnin ve bedenin birlikte nasıl çalıştığını da anlamayı gerektirir.
devamını oku

Affetmek zorunda değilsin

Affetmek zorunda değilsin.
Bunu baştan söylemek gerekiyor. Çünkü çoğu insan affetmediği için değil, affetmesi gerektiğine inandırıldığı için zorlanıyor. Bir şey yaşanıyor, can yanıyor, sınırlar ihlal ediliyor; ama ardından hemen aynı cümle geliyor: “Affetmezsen yük senin olur.” Oysa bazen asıl yük, affetmeye zorlanmanın kendisidir.

İnsan her yarayı affederek iyileşmez. Bazı deneyimler vardır; önce anlaşılmaya, ciddiye alınmaya, korunmaya ihtiyaç duyar. Canı hâlâ acıyan birinden “büyüklük yapması” beklendiğinde, bu iyileşme değil, erken vazgeçiş olur. Affetmek burada bir erdem olmaktan çıkar, duygunun üzerini örtmenin daha kabul edilebilir bir yoluna dönüşür.

Birçok kişi affetmediği için kendini sert, kindar ya da takılı kalmış sanır.
Oysa çoğu zaman sorun affedememek değil; yaşananın hâlâ bedende ve zihinde karşılığının olmasıdır. İnsan, etkisi bitmemiş bir şeyi bırakamaz. Zihin “geçti” dese bile beden aynı fikirde değilse, affetmek sadece kelimede kalır.
devamını oku