Sevgi, güven, paylaşım… Bir ilişkiden beklediğimiz temel duygular bunlarken, bazı ilişkiler tam tersine bizi tüketir, değersiz hissettirir, hatta duygusal olarak yıkar. Yine de o kişiden kopamaz, ona karşı derin bir bağ hissederiz. Mantığımız “Kaç!” diye haykırırken, kalbimiz “Kal!” demeye devam eder. İşte bu çelişki, toksik aşkın en can alıcı noktasıdır.
Hepimizin çevresinde şu cümleleri kuran biri olmuştur ya da belki bizzat kendimiz kurmuşuzdur:
“Bana iyi gelmiyor ama onsuz da yapamıyorum.”
“Çok üzülüyorum ama onu sevmekten vazgeçemiyorum.”
“Beni kırıyor ama değişecek diye umuyorum.”
İlişkilerde kendinizi hep aynı döngünün içinde buluyor musunuz? Farklı kişilerle tanışıyorsunuz, belki her seferinde “Bu sefer farklı olacak” diyorsunuz ama sonunda yine aynı kırgınlıklar, aynı tartışmalar ve aynı mutsuzluk… Eğer bu cümleler size tanıdık geliyorsa, merak etmeyin, yalnız değilsiniz. Aslında bu, çoğumuzun farkında olmadan yaptığı bir şey.
Bağlanma stili, kişinin kendisini ve çevresini nasıl algıladığını, seçimlerini, kararlarını, baş etme becerilerini, romantik ve yakın ilişkilerini belirlemektedir. Bağlanma, hayatımızdaki en temel duygusal ihtiyaçlardan biridir. Çocukken anne babamızla kurduğumuz ilişki, büyüdüğümüzde romantik ilişkilerimizi nasıl yaşadığımızı büyük ölçüde etkiler. Bizi seven ve değer veren bir ortamda büyüdüysek, ilişkilerimizde de sevgiye ve güvene dayalı bir yaklaşım benimseriz. Ancak çocuklukta yaşanan ihmal, reddedilme ya da tutarsızlık, yetişkinlikte kurduğumuz bağların dengesini bozabilir.