
Kendine acımasız davranmak, kişinin hata yaptığında, yorulduğunda, eksik kaldığında ya da istediği gibi davranamadığında kendisini sert bir dille yargılamasıdır. Bu durumda insan sadece davranışını değerlendirmez. Kendi değerini, yeterliliğini ve sevilmeye layık olup olmadığını da sorgulamaya başlar.
Bazı insanlar başkasına gösterdiği anlayışı kendisine gösteremez. Bir arkadaşının hatasını insanca görür ama kendi hatasında kendini ağır şekilde suçlar. Başkasının yorgunluğunu normal karşılar ama kendi yorgunluğunu zayıflık gibi yaşar.
Kendine acımasız davranmak çoğu zaman disiplinli olmakla karıştırılır. Oysa disiplin kişiyi toparlar. Acımasızlık ise kişiyi içeriden yorar. Kişi daha iyi olmak isterken, kendi iç sesinin baskısı altında daha da tükenebilir.
devamını oku
Hayatta başarısızlığın, hayallerden vazgeçmenin ya da fırsatları değerlendirememenin sebebini çoğu zaman dış koşullarda ararız. Ekonomik durum, çevre, aile, şanssızlık… Liste uzar gider. Oysa en büyük engel, çoğu zaman aynada gördüğümüz kişidir. İnsan, farkında olmadan kendi önüne set çeker. Bilinçaltındaki korkular, geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler ve derinlere yerleşmiş değersizlik duygusu, hedefe giden yolda görünmez tuzaklar kurar. İşte bu görünmez tuzaklara kendini sabote etmek denir.
Hayat bazen geçmişin gölgesinde geçer. Bir karar alırız, bir kelime söyleriz ya da sadece bir şeyi yapmadığımız için yıllar boyu içten içe kendimizi suçlarız. Zaman geçer, hayat değişir ama içimizdeki o ince sızı kalır. Bazı duygular vardır, açıkça ortaya çıkmazlar ama sessizce içeride büyür, şekil değiştirir, bazen bedenimize ağrı olarak, bazen huzursuzluk olarak geri döner. İşte suçluluk duygusu da bunlardan biridir. Açık bir ifade bulamaz çoğu zaman; yüzleşilmediği için yıllarca bastırılır, yutulur, ama içten içe kişinin benlik algısını kemirmeye devam eder.