Ağlayamamak Neden Olur? Duyguların Donması Nedir?

ağlayamamak ve duyguların donması üzerine sade psikoloji blog görseli
Ağlayamamak, kişinin duygusuz olduğu anlamına gelmez; bazen yoğun duyguların bastırılması ve güçlü durma alışkanlığıyla ilişkili olabilir.

Ağlayamamak, kişinin üzülse, kırılsa ya da içi dolsa bile duygusunu gözyaşıyla dışarı çıkaramamasıdır. İnsan bazen ağlamak ister ama ağlayamaz. Boğazı düğümlenir, göğsü sıkışır, içi dolar; fakat duygu bir türlü akmaz.

Bu durum duygusuz olmak anlamına gelmez. Bazen kişi çok şey hisseder ama o duyguya yaklaşmak ona fazla gelir. Bu yüzden beden ve zihin kendini kapatır.

Bazı insanlar çocukluktan itibaren ağlamamayı öğrenir. Güçlü durmak, belli etmemek, dağılmamak ve kimseye yük olmamak onlar için alışkanlık haline gelir. Zamanla ağlamak zayıflık gibi hissedilir.
devamını oku

Duygusal Uyuşma Nedir? Hiçbir Şey Hissetmemek Ne Anlama Gelir?

duygusal uyuşma ve hiçbir şey hissetmemek üzerine yalnızlık temalı psikoloji görseli
Duygusal uyuşma, kişinin acıya, sevince, yakınlığa ya da hayata karşı eskisi kadar temas kuramamasıyla ilişkili olabilir.

Duygusal uyuşma, kişinin sevinç, üzüntü, öfke, heyecan ya da yakınlık gibi duygulara eskisi kadar temas edememesi durumudur. Kişi bazen “hiçbir şey hissetmiyorum”, “içim boş gibi”, “ağlayamıyorum”, “sevinemiyorum” ya da “olan bitene uzaktan bakıyor gibiyim” diyebilir.

Bu durum her zaman duygusuzluk anlamına gelmez. Bazen kişi çok şey hissettiği için değil, artık daha fazla hissetmeye dayanamadığı için kapanır. Duygusal uyuşma çoğu zaman zihnin ve bedenin kendini korumaya çalıştığı bir savunma hali olabilir.

İnsan uzun süre kaygı, stres, travma, hayal kırıklığı, yas, ilişki sorunları ya da tükenmişlik yaşadığında duygusal sistemi yorulabilir. Bir noktadan sonra kişi artık acıyı da, sevinci de, özlemi de aynı canlılıkta hissedemez. Bu da hayatı uzaktan izliyormuş gibi bir his yaratabilir.
devamını oku

Psikoloji Sözlüğü – Psikolojide Sık Kullanılan Terimler

Adaptasyon: Organizmanın çevresel koşullara uyum sağlama süreci.
Aile Terapisi: Aile içi ilişkileri ve iletişimi güçlendirmeye odaklanan terapi türü.
Algı: Duyusal bilgilerin anlamlandırılması süreci.
Aleksitimi: Duyguları tanıma ve ifade etmede yaşanan güçlük.
Alt Benlik: Freud’un yapısal kuramında, içgüdüsel dürtüleri temsil eden ID’in halk dilindeki karşılığı.
Anksiyete: Nedeni belirli ya da belirsiz olan yoğun kaygı hali.
Antisosyal Kişilik Bozukluğu: Toplum kurallarına uymama ve empati eksikliğiyle tanımlanan kişilik örüntüsü.
Arketip: Jung’a göre insanlığın ortak bilinçdışında yer alan evrensel semboller.
Asimilasyon: Yeni bilgilerin mevcut zihinsel yapıya uyarlanması süreci.
Ayna Nöronlar: Başkasının davranışlarını gözlemlediğimizde etkinleşen, empatiyle ilişkili beyin hücreleri.
Bağlanma: Çocuğun bakım verenle kurduğu ilk duygusal ilişki biçimi.
Bağlanma Kuramı: Bowlby tarafından geliştirilen, erken bağlanmanın yetişkin ilişkilerini etkilediğini açıklayan kuram.
Bastırma: Rahatsız edici duygu ve düşüncelerin bilinçten uzaklaştırılması.
Bedenselleştirme: Psikolojik sıkıntıların bedensel belirtilerle ifade edilmesi.
Benlik: Kişinin kendine dair algısı ve kimlik duygusu.
Benlik Saygısı: Kişinin kendine verdiği değer.
Benlik Kurgusu: Kişinin kendi hikayesini nasıl algıladığı ve anlamlandırdığı yapı.
Bilgi İşleme: Zihnin bilgiyi alma, depolama ve geri çağırma süreçleri.
Bilinç: O anda farkında olunan duygu, düşünce ve algıların toplamı.
Bilinçdışı: Farkında olunmayan ancak davranışları etkileyen zihinsel süreçler.

devamını oku

Suçluluk Duygusu: Sessizce İçimizi Kemiren Duygu

Hayat bazen geçmişin gölgesinde geçer. Bir karar alırız, bir kelime söyleriz ya da sadece bir şeyi yapmadığımız için yıllar boyu içten içe kendimizi suçlarız. Zaman geçer, hayat değişir ama içimizdeki o ince sızı kalır. Bazı duygular vardır, açıkça ortaya çıkmazlar ama sessizce içeride büyür, şekil değiştirir, bazen bedenimize ağrı olarak, bazen huzursuzluk olarak geri döner. İşte suçluluk duygusu da bunlardan biridir. Açık bir ifade bulamaz çoğu zaman; yüzleşilmediği için yıllarca bastırılır, yutulur, ama içten içe kişinin benlik algısını kemirmeye devam eder.

devamını oku