Gece Gelen Kaygı Neden Daha Ağır Hissedilir?

gece kaygısı ve uyumadan önce gelen iç sıkıntısı
gece kaygısı ve uyumadan önce gelen iç sıkıntısı

Gündüz idare edebildiğin kaygı, gece olduğunda bazen daha ağır hissedilebilir. Gün içinde iş, okul, sorumluluklar, telefonlar, konuşmalar ve yapılacak işler zihni meşgul eder. İnsan çoğu zaman kaygısını bastırır, erteler ya da fark etmeden başka şeylerle üzerini örter. Fakat gece olup ortam sessizleştiğinde, zihin de beden de gün içinde kaçtığı düşüncelerle baş başa kalabilir.

Bu yüzden birçok kişi özellikle uyumadan önce iç sıkıntısı, huzursuzluk, kalp çarpıntısı, nefes daralması, kötü bir şey olacakmış hissi ya da yoğun düşünce akışı yaşayabilir. Gündüz çok rahatsız etmeyen bir konu, gece olduğunda büyümüş gibi görünebilir. Kişi yatağa girdiğinde zihni susmak yerine daha hızlı çalışmaya başlar.

Gece gelen kaygı, kişinin zayıf olduğu anlamına gelmez. Bu durum çoğu zaman bedenin ve zihnin gün içinde biriktirdiği gerilimin gece ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Özellikle yoğun stres, belirsizlik, ilişki sorunları, bastırılmış duygular, panik atak geçmişi, kontrol ihtiyacı ve sürekli düşünme alışkanlığı gece kaygısını artırabilir.
devamını oku

Birbirini Seven İnsanlar Neden Birbirini Yorar?

birbirini seven insanların ilişkide birbirini yorması ve çift terapisi
birbirini seven insanların ilişkide birbirini yorması ve çift terapisi

Bir ilişkide en kafa karıştırıcı durumlardan biri şudur: İki insan birbirini sever ama yine de birbirini çok yorar. Dışarıdan bakıldığında sevgi vardır, emek vardır, belki kopmak istemeyen iki insan vardır. Ama ilişkinin içinde sürekli bir kırgınlık, yanlış anlaşılma, beklenti, savunma ve yorgunluk birikmeye başlar.

Bu yüzden birçok kişi kendine şu soruyu sorar:
“Seviyorsak neden bu kadar zorlanıyoruz?”

Aslında sevgi, bir ilişkinin devam etmesi için önemli bir duygudur; fakat tek başına yeterli değildir. Çünkü ilişki yalnızca sevmekle değil, anlaşılmakla, güvende hissetmekle, duyulmakla, sınırları korumakla ve duyguları sağlıklı ifade edebilmekle ayakta kalır.

Bazen insanlar birbirini sevdiği halde birbirinin en hassas yerine dokunur. Biri ilgi bekler, diğeri baskı hisseder. Biri konuşmak ister, diğeri susar. Biri yakınlık arar, diğeri geri çekilir. İki taraf da aslında ilişkiyi korumaya çalışır; ama kullandıkları yollar birbirini daha fazla yorar.

Bu nedenle ilişkide yorgunluk her zaman sevginin bittiği anlamına gelmez. Bazen sevgi vardır ama ilişki döngüsü sağlıksızdır. Bazen insanlar birbirini sevdiği halde aynı dili konuşamaz. Bazen de sevgi, geçmişten gelen yaraların içinde yorucu bir mücadeleye dönüşür.
devamını oku

Seni Seçmeyen Birine Neden Daha Çok Bağlanırsın?

Kaygılı bağlanma, belirsiz ilişki, değersizlik hissi ve seçilme ihtiyacının psikolojik nedenlerini anlatan blog yazısı görseli.
seni seçmeyen birine bağlanmak ve kaygılı bağlanma

Bazı insanlar hayatına gelmez. Kapının eşiğinde bekler.
Seni tamamen bırakmaz ama gerçekten seçtiğini de hissettirmez. Bir gün yakın davranır, ertesi gün uzaklaşır. Bazen ilgili gibidir, bazen yok gibidir. Sana açık bir cevap vermez ama tamamen kaybolarak da seni serbest bırakmaz. İşte tam bu belirsizlik, çoğu zaman insanı uzaklaştırmak yerine daha çok bağlar.

Çünkü zihin net olmayan şeyi bırakmakta zorlanır.
Bir ilişki açıkça bitmişse acı verir ama zamanla anlamlandırılabilir. Fakat ne olduğu belli olmayan, adı konmamış, bir var bir yok ilerleyen ilişkiler zihni sürekli meşgul eder. Kişi karşısındaki insanı değil, onun vereceği cevabı beklemeye başlar. “Beni istiyor mu?”, “Neden bazen yakın bazen uzak?”, “Bir gün değişir mi?” soruları zihnin içinde dönüp durur.

Bu yüzden seni seçmeyen birine bağlanmak her zaman aşk değildir. Bazen bu, belirsizliğin yarattığı psikolojik bir döngüdür. Karşındaki kişi sana az verir; ama o az şey zamanla çok büyük görünmeye başlar. Küçük bir mesaj, kısa bir ilgi, beklenmedik bir yakınlık bir anda umut haline gelir. İnsan bazen sevildiği için değil, bir gün seçilebilme ihtimaline tutunduğu için kalır.

Asıl yorucu olan da budur: Seni gerçekten seçen biri güven verir; ama seni arada bırakan biri zihnini sürekli çalıştırır. Ve insan bazen huzur veren şeyi değil, zihnini en çok meşgul eden şeyi aşk sanır.
devamını oku

Durduk Yere Gelen Huzursuzluk Hissi Neden Olur?

Durduk yere gelen huzursuzluk hissinin psikolojik nedenleri; kaygı, stres, bastırılmış duygular, iç sıkıntısı ve sürekli tetikte olma haliyle ilişkisi.
durduk yere gelen huzursuzluk hissi ve kaygı

Durduk yere gelen huzursuzluk hissi, birçok kişinin yaşadığı ama tarif etmekte zorlandığı bir durumdur. Ortada belirgin bir sorun yoktur, gün normal ilerliyordur, belki her şey dışarıdan sakin görünüyordur; ama içeride açıklanamayan bir sıkışma, yerinde duramama, kötü bir şey olacakmış gibi hissetme ya da içten içe rahatsız olma hali vardır. Kişi çoğu zaman “Neden böyle hissediyorum?” diye düşünür ama net bir cevap bulamaz.

Bu huzursuzluk bazen bedende de kendini gösterir. Göğüste sıkışma, mideye oturan bir ağırlık, nefesin tam yetmemesi, kalp çarpıntısı, kas gerginliği ya da sürekli hareket etme isteği görülebilir. Zihin de aynı anda çalışmaya başlar: “Bir şey mi olacak?”, “Neden rahat değilim?”, “Acaba bilmediğim bir sorun mu var?” Bu sorular arttıkça huzursuzluk hissi daha da belirginleşebilir.

Durduk yere gelen huzursuzluk çoğu zaman gerçekten “durduk yere” değildir. Sadece kişi o anda bu hissin kaynağını fark edemiyor olabilir. Bazen uzun süredir biriken stres, bastırılmış duygular, kaygı, yorgunluk, kontrol ihtiyacı veya geçmiş deneyimlerin bıraktığı tetikte olma hali bu duyguyu ortaya çıkarabilir. Yani huzursuzluk, çoğu zaman zihnin ve bedenin “bir şeyler fazla geldi” deme biçimidir.
devamını oku