Kendine Acımasız Davranmak Neden Olur?

kendine acımasız davranmak ve sert iç ses üzerine düşünen kişi görseli
Kendine acımasız davranmak, kişinin hata yaptığında, yorulduğunda ya da eksik kaldığında kendisini sert biçimde yargılamasıyla ilişkili olabilir.

Kendine acımasız davranmak, kişinin hata yaptığında, yorulduğunda, eksik kaldığında ya da istediği gibi davranamadığında kendisini sert bir dille yargılamasıdır. Bu durumda insan sadece davranışını değerlendirmez. Kendi değerini, yeterliliğini ve sevilmeye layık olup olmadığını da sorgulamaya başlar.

Bazı insanlar başkasına gösterdiği anlayışı kendisine gösteremez. Bir arkadaşının hatasını insanca görür ama kendi hatasında kendini ağır şekilde suçlar. Başkasının yorgunluğunu normal karşılar ama kendi yorgunluğunu zayıflık gibi yaşar.

Kendine acımasız davranmak çoğu zaman disiplinli olmakla karıştırılır. Oysa disiplin kişiyi toparlar. Acımasızlık ise kişiyi içeriden yorar. Kişi daha iyi olmak isterken, kendi iç sesinin baskısı altında daha da tükenebilir.
devamını oku

Duygusal Uyuşma Nedir? Hiçbir Şey Hissetmemek Ne Anlama Gelir?

duygusal uyuşma ve hiçbir şey hissetmemek üzerine yalnızlık temalı psikoloji görseli
Duygusal uyuşma, kişinin acıya, sevince, yakınlığa ya da hayata karşı eskisi kadar temas kuramamasıyla ilişkili olabilir.

Duygusal uyuşma, kişinin sevinç, üzüntü, öfke, heyecan ya da yakınlık gibi duygulara eskisi kadar temas edememesi durumudur. Kişi bazen “hiçbir şey hissetmiyorum”, “içim boş gibi”, “ağlayamıyorum”, “sevinemiyorum” ya da “olan bitene uzaktan bakıyor gibiyim” diyebilir.

Bu durum her zaman duygusuzluk anlamına gelmez. Bazen kişi çok şey hissettiği için değil, artık daha fazla hissetmeye dayanamadığı için kapanır. Duygusal uyuşma çoğu zaman zihnin ve bedenin kendini korumaya çalıştığı bir savunma hali olabilir.

İnsan uzun süre kaygı, stres, travma, hayal kırıklığı, yas, ilişki sorunları ya da tükenmişlik yaşadığında duygusal sistemi yorulabilir. Bir noktadan sonra kişi artık acıyı da, sevinci de, özlemi de aynı canlılıkta hissedemez. Bu da hayatı uzaktan izliyormuş gibi bir his yaratabilir.
devamını oku

Suçluluk Duygusu: Sessizce İçimizi Kemiren Duygu

Bir gece herkes uyuduktan sonra aniden uyanırsınız. İçinizde bir ağırlık vardır. Belki gün içinde söylediğiniz bir söz, belki yıllar önce verdiğiniz bir karar ya da belki sadece kendi ihtiyaçlarınızı gözettiğiniz bir an…

Ama o an geldiğinde zihninizde bir ses belirir:

Yanlış mı yaptım? Ya üzülmesine sebep olduysam? Keşke öyle demeseydim.

İşte bu sesin adı suçluluktur.

Suçluluk, çoğu zaman bizimle fısıltıyla konuşur. Gürültülü değildir; ama inatçıdır. Gündüz işlerimize odaklanırken susturabiliriz belki ama geceleri, yalnız kaldığımızda tekrar çıkar karşımıza. Sessizce içimizi kemirir. Bizi yavaş yavaş yorar, özgüvenimizi tüketir, kendimize inancımızı zedeler.

Suçluluk duygusu aslında bir alarm sistemidir. Toplumsal ilişkileri düzenleyen, insanlara zarar vermememizi sağlayan bir iç pusuladır. Ancak bu pusula zamanla bozulursa, sürekli kendi etrafımızda dönmeye başlar ve yaşam enerjimizi emer. Kimi zaman bizi pasifleştirir, kimi zaman bizi değersiz hissettirir.
devamını oku

Suçluluk Duygusu: Sessizce İçimizi Kemiren Duygu

Hayat bazen geçmişin gölgesinde geçer. Bir karar alırız, bir kelime söyleriz ya da sadece bir şeyi yapmadığımız için yıllar boyu içten içe kendimizi suçlarız. Zaman geçer, hayat değişir ama içimizdeki o ince sızı kalır. Bazı duygular vardır, açıkça ortaya çıkmazlar ama sessizce içeride büyür, şekil değiştirir, bazen bedenimize ağrı olarak, bazen huzursuzluk olarak geri döner. İşte suçluluk duygusu da bunlardan biridir. Açık bir ifade bulamaz çoğu zaman; yüzleşilmediği için yıllarca bastırılır, yutulur, ama içten içe kişinin benlik algısını kemirmeye devam eder.

devamını oku