
Bazı insanlar hayatına gelmez. Kapının eşiğinde bekler.
Seni tamamen bırakmaz ama gerçekten seçtiğini de hissettirmez. Bir gün yakın davranır, ertesi gün uzaklaşır. Bazen ilgili gibidir, bazen yok gibidir. Sana açık bir cevap vermez ama tamamen kaybolarak da seni serbest bırakmaz. İşte tam bu belirsizlik, çoğu zaman insanı uzaklaştırmak yerine daha çok bağlar.
Çünkü zihin net olmayan şeyi bırakmakta zorlanır.
Bir ilişki açıkça bitmişse acı verir ama zamanla anlamlandırılabilir. Fakat ne olduğu belli olmayan, adı konmamış, bir var bir yok ilerleyen ilişkiler zihni sürekli meşgul eder. Kişi karşısındaki insanı değil, onun vereceği cevabı beklemeye başlar. “Beni istiyor mu?”, “Neden bazen yakın bazen uzak?”, “Bir gün değişir mi?” soruları zihnin içinde dönüp durur.
Bu yüzden seni seçmeyen birine bağlanmak her zaman aşk değildir. Bazen bu, belirsizliğin yarattığı psikolojik bir döngüdür. Karşındaki kişi sana az verir; ama o az şey zamanla çok büyük görünmeye başlar. Küçük bir mesaj, kısa bir ilgi, beklenmedik bir yakınlık bir anda umut haline gelir. İnsan bazen sevildiği için değil, bir gün seçilebilme ihtimaline tutunduğu için kalır.
Asıl yorucu olan da budur: Seni gerçekten seçen biri güven verir; ama seni arada bırakan biri zihnini sürekli çalıştırır. Ve insan bazen huzur veren şeyi değil, zihnini en çok meşgul eden şeyi aşk sanır.
devamını oku
Sevgi, güven, paylaşım… Bir ilişkiden beklediğimiz temel duygular bunlarken, bazı ilişkiler tam tersine bizi tüketir, değersiz hissettirir, hatta duygusal olarak yıkar. Yine de o kişiden kopamaz, ona karşı derin bir bağ hissederiz. Mantığımız “Kaç!” diye haykırırken, kalbimiz “Kal!” demeye devam eder. İşte bu çelişki, toksik aşkın en can alıcı noktasıdır.
Hayat bazen geçmişin gölgesinde geçer. Bir karar alırız, bir kelime söyleriz ya da sadece bir şeyi yapmadığımız için yıllar boyu içten içe kendimizi suçlarız. Zaman geçer, hayat değişir ama içimizdeki o ince sızı kalır. Bazı duygular vardır, açıkça ortaya çıkmazlar ama sessizce içeride büyür, şekil değiştirir, bazen bedenimize ağrı olarak, bazen huzursuzluk olarak geri döner. İşte suçluluk duygusu da bunlardan biridir. Açık bir ifade bulamaz çoğu zaman; yüzleşilmediği için yıllarca bastırılır, yutulur, ama içten içe kişinin benlik algısını kemirmeye devam eder.
İnsan zihni, kendini koruma konusunda oldukça yaratıcıdır. Hepimiz zaman zaman zorlayıcı duygular, stresli durumlar ve iç çatışmalar yaşarız. İşte tam da bu noktada, farkında olmasak bile zihnimiz savunma mekanizmalarını devreye sokar.