İlişkide Kendini Sürekli Suçlu Hissetmek Neden Olur?

ilişkide suçlu hissetmek ve sınır koyamamak üzerine sade psikoloji blog görseli
İlişkide sürekli suçlu hissetmek, kişinin kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve duygularını bastırmasına neden olabilir.

İlişkide suçlu hissetmek, kişinin kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ya da duygularını ifade ettiğinde kendini kötü biri gibi hissetmesidir. İnsan ilişkilerinde zaman zaman hata yapabilir, kırabilir, yanlış anlaşılabilir ya da pişmanlık yaşayabilir. Ancak kişi sürekli kendini suçlu hissediyorsa, bu duygu artık ilişkiyi anlamaktan çok kişiyi yormaya başlar.

Bazı insanlar ilişkide ne yaşanırsa yaşansın sorumluluğu kendi üzerine alır. Partneri üzülse kendini suçlar. Tartışma çıksa kendini suçlar. Hayır dese kendini suçlar. Kendi ihtiyacını söylese bile “Acaba bencil mi davrandım?” diye düşünür. Bir süre sonra kişi ilişkide kendisi olmaktan çok, karşı tarafı kırmamaya çalışan birine dönüşür.

İlişkide suçlu hissetmek çoğu zaman sadece vicdanlı olmakla açıklanamaz. Bu duygunun arkasında terk edilme korkusu, değersizlik hissi, sınır koyamamak, onaylanma ihtiyacı, çocuklukta öğrenilmiş ilişki kalıpları ya da partnerin suçlayıcı tutumu olabilir.
devamını oku

Ankara Psikolog: Duygusal Boşluk Hissi Neden Olur?

duygusal boşluk hissi, içsel boşluk ve Ankara psikolog desteği
Duygusal boşluk hissi, kişinin içinde açıklamakta zorlandığı eksiklik, yalnızlık ve anlamsızlık duygusuyla ilişkili olabilir.

Duygusal boşluk hissi, kişinin içinde açıklamakta zorlandığı bir eksiklik, anlamsızlık veya kopukluk hissetmesidir. İnsan dışarıdan her şey yolundaymış gibi görünebilir. İşine gider, insanlarla konuşur, sorumluluklarını yerine getirir. Ancak içten içe bir şeylerin eksik olduğunu hisseder.

Bu duygu bazen “içimde boşluk var” cümlesiyle anlatılır. Bazen kişi neye üzüldüğünü, ne istediğini ya da neden huzursuz olduğunu tam olarak bilemez. Hayat devam eder ama kişi kendini tam olarak hayatın içinde hissedemez.

Duygusal boşluk hissi yalnızca yalnız kalmakla ilgili değildir. Kalabalık içinde de yaşanabilir. Bir ilişki içindeyken, başarılı görünürken, sosyal olarak aktifken bile kişi içsel olarak boşluk hissedebilir. Bu nedenle mesele çoğu zaman dışarıda ne kadar insan olduğu değil, kişinin kendi içinde ne kadar temas kurabildiğidir.

Bu yazıda duygusal boşluk hissi nedir, neden olur, ilişkileri nasıl etkiler ve ne zaman psikolojik destek almak gerekir sorularını sade bir dille ele alacağız.
devamını oku

Susuyorsan güçlü değil, yorgunsun

Susmak çoğu zaman yanlış anlaşılır.
İnsan sustuğunda, çevresi bunu sakinlik, soğukkanlılık ya da kontrol olarak okuyabilir.
Oysa klinikte gördüğümüz tablo çok daha farklıdır:
Suskunluk çoğu zaman bir gücün değil, yorgunluğun sonucudur.

İnsan durup dururken susmaz.
Suskunluk genellikle biriken deneyimlerin, üst üste gelen hayal kırıklıklarının ve karşılık bulmayan anlatıların sonucudur.
Kişi başta anlatır, açıklar, kendini ifade etmeye çalışır.
Ama anlattığı şeyler duyulmadığında, ciddiye alınmadığında ya da sürekli yanlış anlaşıldığında, konuşmak giderek daha fazla enerji isteyen bir hâle gelir.
Bir noktadan sonra insan, söyleyecek sözü olmadığı için değil, söylediklerinin bir karşılığı olmadığına inandığı içinsusar.

Bu suskunluk çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir.
Daha çok zihnin ve duygusal sistemin verdiği bir sinyaldir:
“Burada kendimi ifade etmek güvenli değil.”
Kişi kavga etmekten değil, anlatmanın sonuçsuzluğundan yorulmuştur.
devamını oku

İçimizdeki Yaralı Çocuk Büyümek İstemiyor

Bazen hayatta ne kadar yol alırsak alalım, bir bakış, bir cümle ya da bir sessizlik bizi geçmişin karanlık bir köşesine ışık hızında geri götürebilir. İçimizde, çok derinlerde, çocukluğumuzdan kalma bir parça, hala orada bir yerlerde bizimle yaşamaya devam eder. Bu parça, zaman zaman kendini hatırlatır: Belki bir ilişkide aşırı tepki veririz, belki basit bir eleştiride derin bir yetersizlik duygusuna kapılırız ya da yalnız kaldığımızda içimizde büyük bir korku uyanır. Tüm bunlar büyümeyen, büyüyemeyen ama hala sevilmek, anlaşılmak ve güvende olmak isteyen bir çocuğun sessiz çığlıklarıdır.

İçimizdeki bu yaralı çocuk, sadece psikolojik bir metafor değil; aslında hayatımızı yöneten, kararlarımızı etkileyen ve duygularımızı şekillendiren bir içsel parçadır. Çocukken alamadığımız sevgiyi hâlâ arıyor olabiliriz, duyulmamış sözlerimizi hâlâ birilerinin duymasını bekliyor olabiliriz. Bu yazıyı sayfanın en altındaki müzikle birlikte okumanı tavsiye ediyorum.

devamını oku