Ağlayamamak, kişinin duygusuz olduğu anlamına gelmez; bazen yoğun duyguların bastırılması ve güçlü durma alışkanlığıyla ilişkili olabilir.
Ağlayamamak, kişinin üzülse, kırılsa ya da içi dolsa bile duygusunu gözyaşıyla dışarı çıkaramamasıdır. İnsan bazen ağlamak ister ama ağlayamaz. Boğazı düğümlenir, göğsü sıkışır, içi dolar; fakat duygu bir türlü akmaz.
Bu durum duygusuz olmak anlamına gelmez. Bazen kişi çok şey hisseder ama o duyguya yaklaşmak ona fazla gelir. Bu yüzden beden ve zihin kendini kapatır.
Bazı insanlar çocukluktan itibaren ağlamamayı öğrenir. Güçlü durmak, belli etmemek, dağılmamak ve kimseye yük olmamak onlar için alışkanlık haline gelir. Zamanla ağlamak zayıflık gibi hissedilir. devamını oku
Duygusal uyuşma, kişinin acıya, sevince, yakınlığa ya da hayata karşı eskisi kadar temas kuramamasıyla ilişkili olabilir.
Duygusal uyuşma, kişinin sevinç, üzüntü, öfke, heyecan ya da yakınlık gibi duygulara eskisi kadar temas edememesi durumudur. Kişi bazen “hiçbir şey hissetmiyorum”, “içim boş gibi”, “ağlayamıyorum”, “sevinemiyorum” ya da “olan bitene uzaktan bakıyor gibiyim” diyebilir.
Bu durum her zaman duygusuzluk anlamına gelmez. Bazen kişi çok şey hissettiği için değil, artık daha fazla hissetmeye dayanamadığı için kapanır. Duygusal uyuşma çoğu zaman zihnin ve bedenin kendini korumaya çalıştığı bir savunma hali olabilir.
İnsan uzun süre kaygı, stres, travma, hayal kırıklığı, yas, ilişki sorunları ya da tükenmişlik yaşadığında duygusal sistemi yorulabilir. Bir noktadan sonra kişi artık acıyı da, sevinci de, özlemi de aynı canlılıkta hissedemez. Bu da hayatı uzaktan izliyormuş gibi bir his yaratabilir. devamını oku
Durduk yere gelen huzursuzluk hissi, birçok kişinin yaşadığı ama tarif etmekte zorlandığı bir durumdur. Ortada belirgin bir sorun yoktur, gün normal ilerliyordur, belki her şey dışarıdan sakin görünüyordur; ama içeride açıklanamayan bir sıkışma, yerinde duramama, kötü bir şey olacakmış gibi hissetme ya da içten içe rahatsız olma hali vardır. Kişi çoğu zaman “Neden böyle hissediyorum?” diye düşünür ama net bir cevap bulamaz.
Bu huzursuzluk bazen bedende de kendini gösterir. Göğüste sıkışma, mideye oturan bir ağırlık, nefesin tam yetmemesi, kalp çarpıntısı, kas gerginliği ya da sürekli hareket etme isteği görülebilir. Zihin de aynı anda çalışmaya başlar: “Bir şey mi olacak?”, “Neden rahat değilim?”, “Acaba bilmediğim bir sorun mu var?” Bu sorular arttıkça huzursuzluk hissi daha da belirginleşebilir.
Durduk yere gelen huzursuzluk çoğu zaman gerçekten “durduk yere” değildir. Sadece kişi o anda bu hissin kaynağını fark edemiyor olabilir. Bazen uzun süredir biriken stres, bastırılmış duygular, kaygı, yorgunluk, kontrol ihtiyacı veya geçmiş deneyimlerin bıraktığı tetikte olma hali bu duyguyu ortaya çıkarabilir. Yani huzursuzluk, çoğu zaman zihnin ve bedenin “bir şeyler fazla geldi” deme biçimidir. devamını oku
Bazı insanlar ortada belirgin bir sorun yokken bile içten içe kötü bir şey olacakmış gibi hisseder. Gün normal ilerliyordur, görünürde büyük bir tehlike yoktur ama beden rahatlayamaz. Zihin sürekli ihtimalleri tarar, “Ya bir şey olursa?”, “Ya kötü bir haber alırsam?”, “Ya her şey bir anda bozulursa?” gibi düşünceler arka planda dönmeye devam eder.
Bu his çoğu zaman yalnızca “evham” değildir. Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek; kaygı, stres, geçmiş deneyimler, güvensizlik, kontrol ihtiyacı ya da uzun süredir devam eden psikolojik yorgunlukla bağlantılı olabilir. Kişi bunu bazen iç sıkıntısı, huzursuzluk, kalp çarpıntısı, mide sıkışması, nefes darlığı ya da sürekli tetikte olma haliyle yaşayabilir.
En zor tarafı da şudur: Kişi çoğu zaman neye kaygılandığını tam olarak bilemez. Belirli bir sorun yoktur ama beden sanki bir tehlike varmış gibi alarmdadır. Bu yüzden bu duygu insanı hem zihinsel hem bedensel olarak yorar. Çünkü kötü bir şey olmasını beklemek, bazen kötü bir şey yaşamış kadar yorucu olabilir. devamını oku