
Psikoloğa ne zaman gidilmeli sorusu, çoğu zaman kişi artık kendi içinde bazı şeyleri taşımakta zorlandığında akla gelir. İnsan bazen yaşadığı sıkıntıyı net olarak adlandıramaz. Sadece daha fazla düşündüğünü, daha çabuk yorulduğunu, daha az keyif aldığını ya da aynı sorunlara tekrar tekrar döndüğünü fark eder.
Birçok kişi psikolojik destek almayı erteler. Çünkü yaşadığı şeyi yeterince önemli görmez. “Geçer”, “Ben hallederim”, “Daha kötü durumda olanlar var” ya da “Psikoloğa gitmek için çok kötü olmam gerekir” diye düşünür.
Oysa psikoloğa gitmek için hayatın tamamen kontrolden çıkması gerekmez. Terapi yalnızca kriz anlarında başvurulan bir süreç değildir. Kişi kendini daha iyi anlamak, kaygılarını tanımak, ilişkilerindeki döngüleri fark etmek ya da geçmişin bugüne etkisini görmek için de terapiye başlayabilir.
devamını oku
Bir gece herkes uyuduktan sonra aniden uyanırsınız. İçinizde bir ağırlık vardır. Belki gün içinde söylediğiniz bir söz, belki yıllar önce verdiğiniz bir karar ya da belki sadece kendi ihtiyaçlarınızı gözettiğiniz bir an…
Sevgi, güven, paylaşım… Bir ilişkiden beklediğimiz temel duygular bunlarken, bazı ilişkiler tam tersine bizi tüketir, değersiz hissettirir, hatta duygusal olarak yıkar. Yine de o kişiden kopamaz, ona karşı derin bir bağ hissederiz. Mantığımız “Kaç!” diye haykırırken, kalbimiz “Kal!” demeye devam eder. İşte bu çelişki, toksik aşkın en can alıcı noktasıdır.
Hayat bazen geçmişin gölgesinde geçer. Bir karar alırız, bir kelime söyleriz ya da sadece bir şeyi yapmadığımız için yıllar boyu içten içe kendimizi suçlarız. Zaman geçer, hayat değişir ama içimizdeki o ince sızı kalır. Bazı duygular vardır, açıkça ortaya çıkmazlar ama sessizce içeride büyür, şekil değiştirir, bazen bedenimize ağrı olarak, bazen huzursuzluk olarak geri döner. İşte suçluluk duygusu da bunlardan biridir. Açık bir ifade bulamaz çoğu zaman; yüzleşilmediği için yıllarca bastırılır, yutulur, ama içten içe kişinin benlik algısını kemirmeye devam eder.