Ağlama İsteği Neden Olur? Sürekli Ağlamak İstemek Ne Anlama Gelir?

ağlama isteği neden olur ve sürekli ağlamak istemek
ağlama isteği neden olur ve sürekli ağlamak istemek

Bazı dönemlerde insan kendini sürekli ağlamak üzereymiş gibi hissedebilir. Ortada çok belirgin bir neden yoktur ama boğazda bir düğüm, göğüste bir sıkışma, içte bir doluluk hissi vardır. Bazen küçük bir cümle, bir şarkı, bir bakış ya da gün içinde yaşanan sıradan bir olay bile gözleri doldurabilir.

Sürekli ağlamak istemek çoğu zaman “zayıflık” değildir. Aksine, kişinin uzun süredir taşıdığı duygusal yükün artık görünür hale gelmesidir. İnsan bazen günlerce, haftalarca hatta aylarca güçlü durmaya çalışır; konuşmaz, bastırır, idare eder, erteler. Ama beden ve zihin bir noktadan sonra bu yükü başka şekilde dışarı çıkarır. Ağlama isteği bazen tam da bu yüzden gelir.

Ağlamak, çoğu zaman yalnızca üzüntünün değil; yorgunluğun, kaygının, kırgınlığın, bastırılmış öfkenin, çaresizliğin veya artık dayanacak gücü kalmamanın da ifadesidir. Bu yüzden “Neden ağlamak istiyorum?” sorusunun cevabı her zaman tek bir olayda bulunmaz. Bazen mesele o gün yaşanan şey değil, uzun zamandır biriken şeydir.
devamını oku

İnsan Neden İyi Hissetmekten Korkar?

İnsan neden iyi hissetmekten korkar ve kendini sabote eder Bazı insanlar hayatında güzel bir şey olduğunda rahatlamak yerine gerilir. Bir ilişki iyi gidiyordur, işler yavaş yavaş yoluna giriyordur, uzun zamandır beklediği bir fırsat karşısına çıkmıştır; ama içeride tuhaf bir huzursuzluk başlar. Sanki bu iyi hal uzun sürmeyecekmiş, birazdan kötü bir şey olacakmış ya da her şey bir anda bozulacakmış gibi hisseder.

Bu durum dışarıdan bakıldığında garip görünebilir. Çünkü insanın iyi hissettiğinde rahatlaması beklenir. Oysa bazı insanlar için huzur tanıdık bir duygu değildir. Zihin yıllarca kaygıya, eleştiriye, belirsizliğe, terk edilmeye ya da hayal kırıklığına alıştıysa; iyi gelen şeyler bile güvenli değil, yabancı hissettirebilir.

İşte bu yüzden bazı insanlar mutlu olduklarında bile tetikte kalır. Sevildiğinde şüphelenir, işleri yoluna girdiğinde endişelenir, sakin bir dönem başladığında “bu sessizlik hayra alamet değil” diye düşünür. Çünkü zihin bazen iyi olanı da kaybedilecek bir şey gibi algılar. Ve insan kaybetmekten korktuğu şeyi yaşamaya bile cesaret edemez.

Bu yazıda, insanın neden iyi hissetmekten korkabileceğini, güzel şeyler olduğunda neden huzursuz olabileceğini ve bu durumun kendini sabote etme, kaygı, suçluluk ve güvenlik hissiyle nasıl bağlantılı olduğunu ele alacağız.
devamını oku

Kalp Çarpıntısı Psikolojik Olabilir mi?

kalp çarpıntısının psikolojik belirtileri nelerdir

Kalp çarpıntısı yaşayan birçok kişi ilk anda bunun ciddi bir fiziksel sorun olabileceğini düşünür. Kalbin hızlı atması, göğüste baskı hissi, nefesin daralması ya da bedenin bir anda alarm durumuna geçmesi oldukça korkutucu olabilir. Kişi o an yalnızca kalbinin hızlı attığını değil, “bana bir şey mi oluyor?” düşüncesini de yoğun şekilde yaşayabilir. Bu yüzden kalp çarpıntısı ciddiye alınması gereken bir belirtidir.

Ancak her kalp çarpıntısı doğrudan kalp hastalığı anlamına gelmez. Bazen çarpıntının arkasında yoğun stres, kaygı, panik atak ya da uzun süredir biriken psikolojik yükler olabilir. İnsan bedeni yalnızca fiziksel sorunlara tepki vermez; zihinsel baskı, duygusal gerginlik ve sürekli tetikte olma hali de bedende güçlü belirtiler oluşturabilir. Kalp çarpıntısı bu belirtilerden biri olarak ortaya çıkabilir.

Psikolojik kaynaklı kalp çarpıntısı genellikle bedenin “tehlike var” sinyali üretmesiyle ilişkilidir. Ortada gerçek bir tehlike olmasa bile zihin bir durumu tehdit gibi algıladığında beden alarm moduna geçer. Kalp daha hızlı atar, nefes değişir, kaslar gerilir ve kişi kendini huzursuz hisseder. Dışarıdan sakin görünen biri, içeride yoğun bir kaygı ve alarm hali yaşıyor olabilir.

devamını oku

Affetmek zorunda değilsin

Affetmek zorunda değilsin.
Bunu baştan söylemek gerekiyor. Çünkü çoğu insan affetmediği için değil, affetmesi gerektiğine inandırıldığı için zorlanıyor. Bir şey yaşanıyor, can yanıyor, sınırlar ihlal ediliyor; ama ardından hemen aynı cümle geliyor: “Affetmezsen yük senin olur.” Oysa bazen asıl yük, affetmeye zorlanmanın kendisidir.

İnsan her yarayı affederek iyileşmez. Bazı deneyimler vardır; önce anlaşılmaya, ciddiye alınmaya, korunmaya ihtiyaç duyar. Canı hâlâ acıyan birinden “büyüklük yapması” beklendiğinde, bu iyileşme değil, erken vazgeçiş olur. Affetmek burada bir erdem olmaktan çıkar, duygunun üzerini örtmenin daha kabul edilebilir bir yoluna dönüşür.

Birçok kişi affetmediği için kendini sert, kindar ya da takılı kalmış sanır.
Oysa çoğu zaman sorun affedememek değil; yaşananın hâlâ bedende ve zihinde karşılığının olmasıdır. İnsan, etkisi bitmemiş bir şeyi bırakamaz. Zihin “geçti” dese bile beden aynı fikirde değilse, affetmek sadece kelimede kalır.
devamını oku